Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2023 Cuma

Çocuklarda Konuşma Bozukluğu: Nedenleri, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

 Çocuklarda konuşma bozukluğu, dil ve iletişim yeteneğini etkileyen karmaşık bir durumdur. Bu yazımızda, çocuklardaki konuşma bozukluğunun nedenleri, belirtileri ve çeşitli tedavi yöntemlerini ele alacağız.

Fotoğraf: Tuấn Kiệt Jr.:pexels.com

ADHD Nedir?

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Hakkında Kapsamlı Rehber

ADHD nedir? Bu makalede, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun (ADHD) anlamını, belirtilerini, nedenlerini ve tedavi seçeneklerini anlatıyoruz. Ayrıca sıkça sorulan sorulara cevaplar veriyoruz. Hedefe odaklanmak için dikkatimizi çekin!

Fotoğraf: Tara Winstead: pexels.com

1 Ağustos 2023 Salı

Pasif Agresiflik Nedir?

 Pasif agresiflik nedir? Bu yazıda, pasif agresifliğin ne olduğunu, nasıl tanınabileceğini ve nasıl başa çıkılacağını değineceğiz. İçerikte sıkça sorulan sorular ve pratik çözümler bulabilirsiniz.

Resim Aline Dassel Pixabay


Gündelik yaşamımızda pek çok insanla etkileşim içerisindeyiz. Kimi zaman bu etkileşimler olumlu ve uyumlu olabilirken, bazen de kişiler arasında gerginlikler ve anlaşmazlıklar yaşanır. İşte bu noktada, pasif agresiflik dediğimiz, dolaylı ve açık olmayan bir saldırganlık türü devreye girer. Pasif agresiflik, yüzünde tebessümüyle size tatlı bir şekilde zarar veren, sözleri ve davranışları arasında çelişkiler barındıran karmaşık bir davranış biçimidir.

1.Pasif Agresiflik Nedir?

Pasif agresiflik, kişinin doğrudan açık bir saldırganlık göstermeden, dolaylı yollarla başkalarını incitecek veya rahatsız edecek davranışlar sergilemesidir. Pasif agresif kişi, duygularını ve düşüncelerini açıkça ifade etmek yerine, dolaylı yollardan kinini, öfkesini veya haksızlığını göstermeye çalışır.

1.1Pasif Agresiflik Nasıl Tanınır?

  1. Sürekli İkilem İçinde Kalmak: Pasif agresif kişiler, sürekli olarak duygusal ikilemler yaşarlar ve karar vermekten kaçınırlar. Bu durum, onların gerçek düşüncelerini saklamasına ve dolaylı yollardan tepki göstermelerine neden olabilir.
  2. Gizli Saldırılar: Pasif agresif kişiler, doğrudan saldırgan olmadan, sözleri ve davranışları arasında çelişkilerle dolu gizli saldırılarda bulunabilirler. Örneğin, alaycı veya aşağılayıcı espri yapabilirler.
  3. Sürekli Gecikmeler: Pasif agresifler, anlaşmalara veya planlara sürekli olarak geç kalmak veya işleri aksatmak gibi davranışlar sergileyebilirler.
  4. Sorumluluktan Kaçmak: Pasif agresif kişiler, hatalarını kabul etmek yerine başkalarını suçlayarak sorumluluktan kaçmaya çalışabilirler.
  5. Pasif İtaatsizlik: Pasif agresifler, açıkça itaatsizlik göstermek yerine, isteklerinizi yerine getirmekte kasıtlı olarak yavaş davranabilirler.

1.2 Pasif Agresiflik Neden Ortaya Çıkar?

  1. Duygusal İfade Eksikliği: Pasif agresiflik, duygularını açıkça ifade etmekte zorlanan kişilerde ortaya çıkabilir. Çocukluk döneminde duygularını ifade etmeyi öğrenememiş bireyler, pasif agresif davranışlar geliştirme eğilimindedir.
  2. Kontrol Kaygısı: Pasif agresiflik, kontrol kaygısı taşıyan bireylerde de görülebilir. Kendi hayatları üzerinde yeterli kontrolü olmayan kişiler, dolaylı yollardan kontrol etme çabası içine girebilirler.
  3. Öfke ve Kinin Bastırılması: Yoğun öfke ve kin duyguları olan kişiler, bunları doğrudan ifade etmek yerine pasif agresif davranışlarla dışa vurabilirler.

Resim Anemone123 Pixabay
2. Pasif Agresiflikle Başa Çıkma Yolları Nelerdir?

Pasif agresiflikle başa çıkmak, sabır ve empati gerektiren bir süreçtir. İşte pasif agresif davranışlarla başa çıkma yolları:

2.1 Doğrudan İletişim Kurun: Pasif agresif bir kişiyle iletişim kurarken, duygularınızı ve düşüncelerinizi net ve doğrudan bir şekilde ifade edin. Onlara davranışlarının size nasıl etki yaptığını anlatarak açık iletişim kurun.

2.2 Sınır Belirleyin: Pasif agresif davranışlara maruz kaldığınızda, kişisel sınırlarınızı koruyun ve bu davranışları tolere etmeyin. Sınırlarınızı net bir şekilde ifade ederek, karşı tarafın sizi incitmesini önleyin.

2.3 Empati Geliştirin: Pasif agresif bir kişiyle empati kurmaya çalışın. Onların da belki içinde bulundukları zorlu durumları, kaygıları veya sorunları olabilir. Empati göstermek, daha olumlu bir iletişim kurmanıza yardımcı olabilir.

2.4 Model Davranışlar Sergileyin: Kendi davranışlarınızda pasif agresiflikten kaçının. Olumlu ve doğrudan bir iletişim tarzı sergileyerek, başkalarına model olun ve onları da bu yönde teşvik edin.

2.5 Profesyonel Destek Alın: Eğer pasif agresif davranışlarla başa çıkmakta güçlük yaşıyorsanız, bir terapistten veya danışmandan yardım almayı düşünebilirsiniz. Profesyonel destekle daha etkili iletişim stratejileri geliştirebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular

Soru 1: Pasif agresiflik, doğrudan saldırganlıktan farklı mıdır? 

Cevap: Evet, pasif agresiflik, doğrudan saldırganlıkla farklı bir davranış biçimidir. Pasif agresifler, açık bir saldırganlık yerine, dolaylı ve açık olmayan yollarla tepki gösterirler.

Soru 2: Pasif agresif davranışların arkasında hangi duygular yatar? 

Cevap: Pasif agresif davranışların arkasında genellikle öfke, kin, kontrol kaygısı ve duygusal ifade eksikliği gibi duygusal faktörler yatabilir.

Soru 3: Pasif agresif davranışlar nasıl başa çıkılır? 

Cevap: Pasif agresif davranışlarla başa çıkmak için doğrudan iletişim kurmak, sınırlar belirlemek, empati geliştirmek, model davranışlar sergilemek ve profesyonel destek almak etkili yollardır.

Sonuç: 

Pasif agresiflik, insanların arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyen karmaşık bir davranış biçimidir. Bu tür davranışları tanımak ve başa çıkmak, daha sağlıklı ve uyumlu ilişkiler kurmak için önemlidir. Doğrudan iletişim, sınırların belirlenmesi, empati geliştirme ve model davranışlar sergileme gibi yöntemlerle pasif agresiflikle başa çıkabilir ve daha olumlu etkileşimler kurabilirsiniz. Unutmayın, içten ve sağlıklı iletişim her zaman en iyi çözüm yolu olacaktır.






7 Kasım 2014 Cuma

Antibiyotiklerimiz Zayıflıyor

  İnsanlık tarihi boyunca bir çok başarı ve gelişmelere imza attık. Bunlardan en önemlisi antibiyotiğin keşfidir diyebiliriz. Gripten, ufak bir açık yaranın enfeksiyon kapmasından dolayı 20 yy'dan önce insanların öldüğünü düşünürsek; Evet, antibiyotikler sağlam bir buluştu.


  Ancak geçtiğimiz günlerde bir haber peydah oldu. Bakteri ve mikropların, antibiyotiğe karşı tam direnç gösterebileceği ihtimali. Haber ile birlikte dünyanın çeşitli yerlerinden bilim adamları, antibiyotiğe karşı alternatif bir çözüm aramaya başladılar bile. Üzerinde çalışılan alternatif proje ise artık mikroplarla savaşmak yerine, onların üzerine yapışıp yok etme amacı ile üretilmeye çalışılan bir ilaç.

  Peki insanlar olarak nasıl bu hale geldik? Gözle dahi görünemeyen mikro organizmalar, dehamızın yarattığı antibiyotiklere karşı gerçekten direnç kazanabilir mi? Bu aslında hem tereddüt edilecek, tüm insanların neslini etkileyecek bir haber niteliği taşıyabilir. Biz insan oğlunu 20. yüzyılın gerilerine, yani ufak bir enfeksiyondan can kayıpları yaşadığımız o karanlık çağlara geri döndürebilir.Evet Antibiyotiklerimiz Zayıflıyor. Baktığımızda insan dehası şuan da mikroorganizmalara yenilmek üzere. Sebebi antibiyotiğin kullanım alanlarını bilmememiz.

  Sağlık bakanlığının kendi yayınladığı açıklamasında, 17 milyar lira harcanan ilaç sektörünün 12 milyar lirası antibiyotiklere gitmiş. Ne çok seviyoruz antibiyotik yutmayı. Yutalım iyi hoş da, neye karşı, nasıl yutalım?

Yanlış Kullanım Alanları

Antibiyotik bağışıklığı ile karşı karşıya olduğumuz bu yüzyılda, belkide tekrar tekrar dikkat etmemiz gereken en önemli konu. Bir antibiyotik nelere iyi gelmez?

  • Gribe çare olmaz.
  • Ateş düşürmez
  • Ağrılarınızı dindirmez
  Hastalandığımız zaman ilk yaptığımız şey doktora gitmek değil mi? Doktor amcanın bize verdiği ağır antibiyotikleri yutup bir güzel iyileşiyoruz. Ancak her antibiyotik ile iyileştiğimizde, vücudumuza yapılacak bir sonraki bakteriyel saldırıda zayıflaşıyoruz. Silahlarınızı iyi bilen düşmanlarınızın daha ağır ve teknolojik olanlarıyla geri geldiğini düşünün.

  Aslında insanlar olarak kendi bağışıklık sistemlerimiz neredeyse çoğu enfeksiyon ile savaşabilecek kapasitede İDİ. Artık değil. Hangimiz ilaç desteği almadan yataktan çıkabiliyoruz? Hangimiz hasta olduğumuzda antibiyotik almayı reddediyoruz? Hiçbirimiz.

  Ben geçen kıç ağır bir grip geçirdim. Burun akıntısı, baş ağrısı, sinüzit gibi bir çok baş belası ve istenmeyen diğer durumlarla da baş başa kaldım. Doktora gittiğimde ise bana miligram olarak ağır mı ağır bir antibiyotik verdi. Ben antibiyotiği ilk 2 gün kullanmadım. Elbette ki sizde aynı şeyi yapın demiyorum. Ancak ben vücut direncimin kırılmasına yol açmamak, en azından kendi antikorlarını üretecek seviyede kalmasına dikkat etmek istedim. İşe de yaradı. Antibiyotikler olmadan ayağa kalkman 7 gün aldı. Eğer kullansaydım bu süre 4 güne düşecekti. Ancak ben bir sonraki hastalığımı antibiyotiği kullanmayarak, yada geç kullanarak daha kısa sürede atlatacağım.

Vücudumuzun Bağışıklık Sistemleri : İPTAL


  Şu son bir hafta etrafta dolanan antibiyotik direnci haberlerinin tek bir açıklaması var. O da insanların mikrop ve enfeksiyonlara karşı, bağışıklık sistemlerinin ne denli zayıf olduğudur. Dedim ya her antibiyotik sizi yataktan kaldırır ancak bir sonraki hastalığınız için sadece 1 antibiyotik yetmeyebilir. Bunun 50 ve daha fazla yıldır devam ettiğini düşünün. Eğer gereksiz antibiyotik kullanımına bir son vermezsek, saçma sapan nedenlerden dolayı antibiyotik almayı bırakmazsak, pek iç açıcı bir yere gittiğimiz söylenemez. Kanseri bile yenebilecek donanıma sahip vücutlarımız var ancak ufak bir enfeksiyon ile karşı karşıya gelindiğinde, en ağır antibiyotikleri almaktan kaçınmıyoruz. Tekrar hastalandığınızda bu satırları bir düşünün ve gereksiz antibiyotik kullanımına DUR diyin.

Sertan Comertel

6 Kasım 2014 Perşembe

Adrien Hoppel: Para istemez. Gönlünden Ne Koparsa

  Hayatta kalmamız ve ihtiyaçlarımızı karşılamak içim, bizi diğer insanların önüne geçirecek fikirler ve işler yapıp para kazanmalıyız değil mi? HAYIR. Philadelphia'da yaşayan web tasarımcısı Adrien Hoppel'ın bizlere anlatacakları var.


  Hopell, yaptığı internet siteleri için müşterilerinden para istemiyor. Onun yerine kendilerine canlarının istedikleri Bi'Şeyi hediye etmelerini istiyor. Bu hediye zaman zaman parada olabiliyor. Hatta kendisinin ifadelerine göre, hediye olarak aldığı paranın miktarı, çoğu zaman web sitesi yapımı için müşterilerinden istediği miktardan çok daha fazla.

  Sıradan bir web tasarımcısı olarak çalışırken, hayatında ve para kazanma şeklinde değişiklik yapma isteği peydah oluyor ruhunda. İlk başlarda çok uçuk gibi gelen fikri, gerek ailesi gerekse iş çevresi tarafından olumsuz karşılanıyor. Sistem tam olarak şöyle işliyor. Müşterileri ile kendi web sitesinden iletişime geçen Hoppel, size piyasa değerleri ile karşılaştıracak olursa tam teşekküllü, tüm mobile cihazlardan bağlanılabilen son derece kullanışlı bir site yapıyor. İş bittiğinde sizde ona Bi'Şeyler hediye ediyorsunuz. Sözleşme yok, anlaşma yok, hediyenin boyutu, miktarı ve şekli konusunda da bir baskı yok. Burada yapılan şey, kişinin size teslim ettiği siteye verdiği emeği, sizin fiyatlandırmanız yada alacağınız hediye ile o işe değer biçmeniz.

  Yine kendisine yöneltilen  "Bu işleri beleşe mi yapıyorsunuz?" sorusuna Hoppel; "İnsanlar bana sitelerini yapıp bitirmem konusunda güveniyorlar, bende onların sarf ettiğim çaba ve emek karşısında beni ödüllendireceklerine güveniyorum. Karşılıklı güven meselası" diye yanıt veriyor ve ekliyor;

"Güven para karşılığında HTML kodlarını teslim etmekten daha da öte Bi'Şeydir. Buradaki amaç, karşılık gözetmeksizin insanların birbirine yardımcı olması."

  Şimdiye kadar emeklerinin karşılığını daima aldığını söyleyen Hoppel, kendisine borcu olan tek bir kişinin bile olmadığını söylerken, hediye şeklindeki çalışma sisteminin yayılarak artacağı inancında. İnternet sitesine göz atmak isteyenler için linki

Şapkalar Öne.Bu bölümde düşünüyoruz. Hmmm.
Sertan Comertel

5 Kasım 2014 Çarşamba

Organ Nakli ve Önemi

Organ nakli, diğer sağlık sorunlarının yanında bence hala en riskli ve en çok bilgisiz olduğumuz sağlık sorunlarımızda biri. 

İnsanlar, organ nakli beklerken ölüyorlar. Bu ne demek? İnsanlarımız organlarını bağışlamadan ölüyor demek. Elbette her ölen kişinin organlarını alıp başka organ bekleyen birine opere etmek mümkün değil. Ne kadar kolay gelse de işin derinlerinde binlerce detay yatıyor. Ölen kişinin organının, organ bekleyen kişi ile arasında bir doku uyumu olup olmadığı bunlarda bir tanesi.

Organ Nakli Nasıl Yapılır? 

  Bir kişinin organlarının başka  bir kişiye trasnferinin yapılması için, bağışçının beyin ölümü gerçekleştirdikten sonra, tabiri caizse koşuşturmaca başlar. Çünkü organ, bağışçının vücudunu terk ederken canlı kalmalıdır. Bunun yapılabilmesi için, bağışçının bedeni, beyin ölümü gerçekleştikten sonra bir süre daha ayakta yani çalışır vaziyette tutulmalıdır.

  Diğer yandan organ bekleyen kişi operasyona hazır hale getirilmelidir. Tansiyon nabız ve ateş gibi değerleri operasona uygun halde mi değil mi bakılıp organ nakline uygun duruma getirilmelidir. Dikkat ettiyseniz bu işi yapan insanlar (eğer varsa) cennetliktir. Bütün bu bahsettiğim operasyon saatler içinde olup bitmeli, organın taze ve canlı olarak bağışçıdan organ bekleyene aktarılması gerekir. Eğer iki kişi arasındaki mesafeler uzaksa, bu operasyonu daha da zor durumda bırakır ve koşuşturmacası artar.

  Beyin ölümü gerçekleşen kişi hayattayken organlarını bağışladıysa ve ailesi de bu durumdan haberdarsa, bu opersyonu oldukça hızlandırır. Ancak günümüz rakamlarına göre ülkemizde 30 bin kişi organ nakli beklemekte.

  Şimdi şöyle bir tablo gözünüze getirin. Ailesi ve sevenleri ameliyathaneden çıkacak sonuçları bekliyor. Sizde organ nakli için şahsın uygun olduğunu öğrendiniz ve yakınlarına gidip, sevdiklerinin beyin ölümünün gerçekleştiğini ve organlarının başka birine hayat vereceğini söyleyeceksiniz. Yapabilir miydiniz?

  Organ nakline toplumsal bakış açımız olsun, eğitim ve farkındalık seviyelerimiz olsun, iş organ bağışına geldiğinde maalesef çok düşük kalıyor. O anın psikolojisiyle size sevdiğinizin organlarını almayı teklif eden bir kişiye neler yapılmaz. Yapıldı da.

Gelin Diğer Tarafından Bakalım

  Hastane odasında veya evinizdesiniz. Yapılan tüm müdaheleler iyileşmenize yardımcı olmadı ve organ nakli zorunluluğunuz oluştu. Evde yada hastanede gelecek bir telefon, uygun bağışçısının bulunduğu haberini beklemek nasıl bir şeydir tahmin edebiliyor musunuz? Ve bu bekleyiş öyle sonsuza kadar sürecek bir bekleyiş olamaz çünkü vücudunuz ihtiyaçları karşılamak için sizden o organ naklini istiyor.

Bir Bağış 10 Hayat

  Sadece tek bir kişinin organlarını bağışlaması halinde, organ nakli bekleyen 10 kişiye hayat verdiğini biliyor muydunuz? Kalp, akciğer, böbrek, gözler... Ve sadece tek bir kişinin 10 kişiyi kurtarmasına rağmen ülkemizde hala 28 binden fazla kişinin organ nakli beklediğini biliyor muydunuz?

Organ Bağışı Nasıl ve Nereye Yapılır?

  Organ bağışı tüm devlet ve özel hastanelerde yapılacağı gibi aile hekimi ve sağlık ocaklarında da yapılabilmektedir. 18 yaşını doldurmuş akli dengesi yerinde ve kendi iradesiyle organ bağışı yapabilecek kimseler, bahsettiğim kurumlara başvurarak, hayatta iken organlarının tamamını veya bir kısmını kendi istekleri ile bağışlayabilirler. 5 dk'yı geçmeyecek kısa bir form doldurma işleminden sonra organ bağışı yapmış olursunuz. Size bağışçı olduğunuzu belirten bir kart verilir ve hepsi bu kadar. Sizden alınan bilgiler Sağlık Bakanlığı sistemine girer ve o dakikadan itibaren sizden alınan tüm bilgiler 3. şahıslara karşı gizli tutulur. 5 dakikada 10 hayat kurtarmak böyle Bi'Şey işte.

Sertan Comertel

2 Kasım 2014 Pazar

Ebola Nedir?

  Son günlerde ülkemizde ve dünyada adından sıkça söz edilen Ebola virüsü hakkında detaylı bilgi vermek istedim.

Ebola Hakkında Kısa Kısa 

  • Vahşi hayvanlardan insanlara ve dolayısı ile insan nüfusuna bulaşır.
  • Eskiden Ebola Kanamalı Ateşi olarak bilinen (EVD) ölümcül sonuçlara yol açar.
  • Virüs bulaşan hastalardaki ortalama ölüm oranı %50'dir.
  • İlk salgın haberleri Orta Afrika, yağmur ormanları köylerinden gelmiştir. Ancak salgın Batı Afrika'nın kentsel ve kırsal alanlarında da görülmüştür.
  • Rehidrasyon (vücutta ağır su kaybı) ve bazı ön tanıların belirlenmesi ile beraber erken tedavi ile yaşam süreleri uzamaktadır.
  • Henüz bir aşısı bulunmayan Ebola virüsü için Dünya Sağlık Örgütü, 2 potansiyel aday üzerinde çalışmalar yapmaktadır.

Ebola'nın Geçmişi

  1976 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyetinde keşfedilmiştir. Ebola nehri yakınlarındaki bir köyde rastlandığı için adını o köyden alır. 1976'daki keşfine nazaran günümüzdeki salgın, en büyük ve en karmaşığıdır. Virüsün sadece 1 taşıyıcı ile Nijerya hava yolu aracılığıyla Sierra Leona'ya, buradan Liberya kara sınırlarına ulaştığı ve yine karadan Gine, Senegal'e kadar geldiği varsayılmaktadır.

  8 Ağustos tarihinde Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü hastalığı , Uluslararası Acil Sağlık Sorunu ilan etti. Bu tarihten önce virüsten en çok zarar gören ülkeler arasında, Gine, Sierra Leone ve Liberya yer alır. Dünya sağlık örgütünün yaptığı açıklama, hali hazırda savaş bulunan alt yapı ve sağlık alanlarında sorunu olan bu ülkelerin daha zor durumlarla karşılaşacağını söylemektedir.

Nasıl Bulaşır?

  Pteropodidae ailesinden olan meyve yarasalarının bu virüsü doğal olarak vücutlarında barındırdıkları tahmin edilmektedir. Bu yarasaların doğal ortamında bulunan ve onlarla doğrudan/dolaylı olarak etkileşim içinde olan hayvanlar aracılığı ile insan nüfusuna geçtiği varsayılmaktadır. (Geyik, antilop,kuş .vb gibi) Virüsün insandan insana yayılması, enfetke kişilerle sıvı ve kan teması ile gerçekleşir.

Ebola Belirtileri

  Virüsün kuluçka süresi 2 ila 21 gün arası değişmektedir. Virüsü taşıyan kişideki belirtileri bu zaman aralığından sonra tespit edilmektedir. Belirtiler saptanana kadar bulaşıcı değildir. 

İlk ayırt edici belirtileri ;

  • Ateş
  • Halsizlik
  • Kas Ağrısı
  • Baş Ağrısı
  • Boğaz Ağrısı
Devam eden belirtileri ise;

  • Kusma
  • İshal
  • İç Organlarda İşlev Kaybı (Solunum Zorluğu gibi)
Başlangıcı sıtma,tifo ve menenjite benzerlikler gösterdiği için tanı koyulması zor bir virüstür.

Tedavisi

  Ebola virüsü için şuanda ispatlanmış bir aşı veya tedavi yoktur. Bağışıklık ve kan testleri üzerinde çalışılarak tedavisi geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Nasıl Korunmalı?

  • Hayvanlarla temas halinde koruyucu eldiven ve zorunlu ise giysi kullanılmalı.
  • Tüketilen et mümkün olduğu sürece iyi pişmiş olmalı.
  • Teşhis konmuş yaa bahsedilen belirtileri gösteren kişilerle doğrudan temastan kaçınılmalı.
  • Dünya Sağlık Örgütü evde bakılan hastalarla temasa dikkat çekerken gerekli koşullarda eldiven kullanılmasını öneriyor.
  • Hastane ziyaretleri sırasında eller giriş yada çıkışta temiz tutulmalı.
Bu yazıda kullanılan bilgiler Dünya Sağlık Örgütünün Ebola ile ilgili yaptığı açıklamalardan derlenmiştir.

Sertan Comertel


29 Ekim 2014 Çarşamba

Uyku Kalitenizi Geliştirmenin Yolları

  Deliksiz ve kaliteli bir uykunun gün içindeki yaşantımıza ne kadar yardımcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Sadece ve sadece uykuda üretilen hormonlarımız, iç organların kendilerine şöyle bir bakıp dinlenmeye geçmesi, çocukların kemik gelişimi de cabası. Eğer Fight Club tarzında uyku sorunlarınız varsa ve çözümü yazımda arıyorsanız yanlış yerdesiniz. Ben kendi araştırmalarımdan ayıkladığım işinize yarayabilecek ufak bilgileri paylaşmayı planlıyorum.

1.Aynı Saat

  Bunu ne şekilde gerçekleştirebilirsiniz bilemem ama, vücut saatimiz ile ilgili gerçekleri de dikkate almalısınız. Vücudumuz da doğa gibi, bir okyanus gibi yeryüzünde bir döngü içinde bulunun tüm sistemler gibi bir saate sahip. Ne zaman aktif olacağı, ne zaman kalori yakması gerektiği (egzersizler gibi) ne zaman dinlenmesi v.b aktiviteleri bir zaman çizelgesine göre yapar. O işini hep doğru yapar zaten de arada çuvallayan bizler oluyoruz. 

  Yaşadığımız hayatlar, gün içindeki koşuşturmacalar bu kurala uymanızı zorlaştırabilir. Ancak merak etmeyin, vücudunuz sizin için uygun olan zaman çizelgesini zaten belirleyecektir. Hafta sonu bile hafta ortasında uyandığınız zaman dilimde uyanmak, uyku kalitenizin gelişmesinde fayda sağlayacaktır. Bırak kardeşim sabahın 8'inde ne işim var diyenler vardır şimdi. En azından bunu bir rutine bağlayıp, aynı saat etrafında uyuyup uyanmak, uyku kalitenizi oldukça geliştirecektir.

2. Egzersiz

  Mallar geldi mi, kargo gelecekti, ahmet - hasan'la görüştün mü, şu bankada randevu var gibi koşuşturmacaların, akşamında eve şunu getir, çocuğu al, misafire şunlar geleceklerin arasında nasıl yaparsınız bilemem ama, egzersiz yapmak uyku kalitenizi geliştirmenin yolları arasında. Sabah koşusu diyesim var ama hepimizde bebek'te yaşamıyoruz onunda farkındayım. Çok moralim bozuldu şimdi. Ama bir şekilde yapmalısınız. Sabah uyandınız elinizde çayınız kahveniz v.s var. Koyun bardağı bir kenara hiç olmadı esneme yapın. Aynı şey yatmadan öncede geçerli. Kumanda karın üstünde uyku modu ne size nede çevrenize iyi gelir.

3. Kafein / Taorin'e dikkat

  İster çalışan olun ister çalışmayan, ister ofis içi çalışın ister saha çalışanı; soruyorum size günde kaç bardak çay kahve veya enerji içeceği içiyorsunuz? Sabah ofiste 2 tane, görüşmeye gidildi 1 tane ,oradan öğle yemeği sonrası 1 tane kaç etti?  O kadarı bile fazla ya neyse. Öğle yemeğine kadar tüketilen kafein miktarına sözüm yok. Ancak öğleden sonra içilen her bardak çay/kahve akşam uykunuza zarar verecek. Lafın kısası öğleden sonra 4, çay kahve paydosu.

4. Şuraya Bir Uzanayım

  Uzanın tabi gün içinde hangimiz yapmıyoruz ki. Buna doktorlarında karşı geleceğini sanmıyorum. Ancak uzanmakla horlamak arasındaki farkı 5 yaşındaki çocuğunuzda bilir. Hele ki o uzanma akşamüstü yapılıyorsa onun adı uzanmak olmaz o akşam ki uykunuzu rezil etmek olur. Gün içindeki uzanmaları maksimum 15/25 dk arası yapıyoruz.

5. Uykuya Hazırlanmak

  Şimdi size bir adet pilates topu alın tarzında şeyler söylemeyeceğim tabi ki. Ancak uyku öncesi yediğiniz yemek yada yaptığınız aktivite uykunuzu etkileyecek. Sizi etkileyecek konuşmalar, ağır aktivitelerden uzak durun. Günler çuvala girmedi sonuçta. Yatmadan önce kitap okuyun diyeceğim ama ülkenin yıllık kişi başına düşen kitap okuma sayısı belli o yüzden o konulara hiç girmeyeyim. İş yerinizde o günkü gazetenin okuyamadığınız sayfalarını okumanız uyumadan önce sizi doğru bir ruh haline sokacaktır.

6. Su İçmek

 Uyku Kalitenizi Geliştirmenin Yolları arasında önem taşıyan diğer bir etken. Uykudan 2 saat öncesi içtiğiniz su, boğaz kuruluğu öksürme gibi nedenlerle uykunuzun bölünmesine yol açan etkenleri ortadan kaldıracaktır. Eğer sigara kullanıyorsanız en azından  40dk-1 saat önce sigara içmeyi bırakın. Cümle içinde mesajda vermiş oldum böylece.

7. Bir Kadeh Bi'Şeyler

  Evet uyku öncesi alınan içki sizi daha rahat uykuya daldıracak etkenlerden birisi. Tabi ki her uyku öncesi değil. Yemekte veya sonrasında bir kadeh içki içtiniz, devam etmek yada tadında bırakmak, gece uykunuzun kaliteli yada kalitesiz olması arasındaki ince bir çizgi. Sizi en iyi tanıyan size sorun. Devam mı tamam mı?

8. Melatonin

  Vücudumuzun salgıladığı efsane hormonlardan birisidir. Vücut ritmimizi belirler ve bu ritmin belirlenmesinde etken rol oynar. Bu maddenin salgılandığı hücreler ışığa duyarlıdır. Çok ışıksız bir ortamda uyumakla, bir bar masasında uyumayı andıracak kadar aydınlık ortamlarda uyumak arasında ki bağı ve etkilerini, verdiğim bilgilerden sonra size bırakıyorum. Kişiden kişiye değişmekle birlikte sadece 23:00 / 05:00 saatleri arasında bu hormonun salgılanması maksimuma çıkmaktadır.Hafife almayalım. Güçlü salgılandığında Lösemi gibi kanser tipleri için doğal bir engelleyicidir.

9. Rahatınıza Bakın / Temiz Bir Şekilde

  Uykuya dalmadan önce sizi rahatsız edebilecek etkenlerden kurtulun. Yatağın yeri şu köşede daha mı iyi? Yada yorganınız sizi rahatsız mı ediyor? Değiştirin. Yastıklarınızı düzenli aralıklarla yıkamak onları temiz ve taze tutmak uyku kalitenizi artıracaktır.

10. Yatak Odasının 2 Amacı Vardır

  İlki uyuyabilmek. Diğerini de hepimiz biliyoruz. Bunların dışında yapılan özellikle uyku öncesi yapılan her aktivite uyku kalitesini düşürür ve vücut saatinizi bozar. Yatağın ayak ucundaki T.V, kucakta açık kalmış ve size sızana kadar eşlik eden Laptop, baş ucundaki dolabın üstündeki radyo CD çalar v.s. Dedim ya yatak odasının 2 amacı var. Onlara sağdık kalalım.

11. Diyet

  Gün içinde tüketilen besinler de  uyku kalitemizi etkiler. Çok yoğunsunuz ve çok fazla fastfood tüketiyorsunuz. Hadi tükettiniz bunları gün içinde yakamıyorsunuz. Maalesef vücudumuz için işler böyle yürümüyor. O kaloriler yakılacak. Ne zaman mı? Uyku vaktinden feragat ederek. Gün içinde tükettikleriniz yaktığınız kalori miktarını karşılamıyor. O zaman mideniz kazınacak ve atıştırmak için yataktan kalkacaksınız. Gelin tüm bu sorunlara gün içinde melatonin barındıran yiyecekler yiyerek bir son verelim. Çilek, muz balık ki içinde yüksek miktarda B6 içerir. B6 vitamini vücudumuzdaki hormon üretim hızını artıracaktır. Bir taşla iki kuş vallahi.

İlk defa Blog'da sağlık başlığı altında bir yazı yazdım ve hoşuma da gitmedi değil. Devamını yazmayı düşünüyorum.

Hepinize İyi Uykular
Sertan Comertel

Yazıda Bahsi Geçen İpuçları için Yararlanılan Uzmanlar: CHİP COFFEY from St. Luke’s Behavioral Health Center/Phoenix, MİCHEAL ROBB Holistic Health and Wellness Center /Arizona, LAURİ LEADLEY President of the Phoenix-area Valley Sleep Center,